Öğrenme, tekrar ya da yaşantı yoluyla organizmanın davranışlarında meydana gelen kalıcı ya da izli değişikliklerdir.

Öğrenme, duyu organlarımız aracılığıyla gelen uyarıcıların seçilerek anlamlı hale getirilmesini, bilginin organize edilmesini, depolanmasını ve gerektiğinde geri çağrılmasını içeren bir süreçtir.

Öğrenme, yaşantı ürünü, kalıcı ve izlidir. Bir duruma öğrenme diyebilmemiz için davranış değişikliği meydana gelmelidir.

Doğuştan getirilen davranışlar öğrenme kabul edilemeyeceği gibi sadece büyüme veya olgunlaşma sonucu oluşan davranışlar da öğrenme kabul edilemez.

Öğrenme sürecinin dört aşaması vardır:

1) Giriş (Input) : Gelen bilgilerin duyu organları vasıtası ile algılanması ve beyne iletilmesidir.  

2) İşlem (Entegrasyon) :  Beyne iletilen bilginin kaydedilmesi, organize edilmesi, anlaşılması ve işleme konulup yorumlanmasıdır. Bu aşamada bilgiyi sıraya koyma, ilişkilendirme, soyutlama, organize etme işlemleri gerçekleşir.

3)Bellek (Depolama): Anlaşılan bilgi tekrar kullanılmak üzere depo edilir. Bu depo kendi içinde iyi organize edilmiş, daha önce oluşturulan binlerce şema ve haritalardan oluşan bir kayıt arşividir.

4) Çıkış (Output): Beynin bilgiyi mesaj olarak hücrelere, kaslara, dil ya da motor etkinlik alanlarına göndermesi sürecidir. Bir anlamda işlenen bilginin kullanılmak üzere bilince gelmesidir.

Bu dört aşamalı süreci biraz açarsak:

Öğrenmenin ilk basamağı çevreden gelen uyarıcıları fark etmektir. Bu işlem duyu organlarımız tarafından gerçekleştirilir. Duyu organlarına gelen uyarıcılar duyusal kayıt yoluyla sinir sistemine iletilir. Örneğin sınıfta öğretmenin sesi (işitsel uyarıcı), tahtada yazılı bir kelime ya da bir grafik (görsel uyarıcı) ilgili duyu organı tarafından fark edilir ve duyusal bir kayıt oluşturulur.

Bu kayıt kısa süreli belleğe ve oradan da organize edilerek depolanmak üzere uzun süreli belleğe gönderilir. Kısa süreli belleğin bilgiyi saklama süresi çok az olduğundan gelen uyarıcının seçici dikkatle kodlanması uzun süreli belleğe gönderilen bilginin depolanmasını ve geri çağrılmasını kolaylaştırır.

Örneğin bir ders sırasında konu hakkında konuşan öğretmenin vurguladığı noktaları, konuyla ilgili önemli ipuçlarını seçici dikkatle algılamak veya ders çalışırken konuyla ilgili anahtar kavramları belirlemek bilginin organize edilmesini kolaylaştıracaktır.

Kısa süreli bellekteki bilgilerin uzun süreli belleğe geçmesi için bilginin çok iyi gruplanması gerekir. Bunun için öğrenilen bilgiler rastgele değil de benzerlikleri ve anlam ilişkileri yönünden belli çerçeveler içinde düzenlenmelidir. Örneğin yeni edinilen bir bilgi ile eskiden sahip olduğunuz bilgi arasında bir ilişki kurmak, bu bilgiyi eskiden sahip olduğunuz bilgi şemasına eklemek veya yeni bir bilgi şeması oluşturmak bilgiyi gruplamaktır. Bir bilgi ne kadar çok başka bilgiyle ilişkilendirilirse, bilgiye ulaşma yolu da o kadar çok olur. Ulaşma yolu ne kadar çok olursa, o bilgi o kadar kolay hatırlanır.

Bilginin kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe gönderilmesinde tekrar çok önemlidir. Örneğin; bir telefon numarasını ezberleyinceye kadar tekrar etme; Arapça bir sözcüğü doğru telâffuz edinceye kadar tekrar etme, bir konunun belli aralıklarla tekrar edilmesi. Özetle bilgileri hatırlayabilmemiz bilgilerin ne kadar iyi depolandığı ve ne kadar sık tekrar edildiğiyle doğru orantılıdır.

Gruplama ve tekrarla uzun süreli belleğe kaydedilen bilgiler gerektiğinde kullanılmak üzere geri çağrılır. Buna hatırlama denir. Uzun süreli bellekte bilgiler kaybolmaz, ancak bilgi, uygun biçimde kodlanmamış ve uygun yere yerleştirilmemişse, geri getirmede zorluklarla karşılaşılır. Hatırlamamız için bellekte depolanmış bilgiye ulaşmamızı sağlayacak ipuçları gerekmektedir.



İstendik yönde bir öğrenmenin gerçekleşebilmesi çeşitli faktörlere bağlıdır. Bu faktörlerin bir kısmı doğuştan getirilen ve değiştirilemeyen özellikler iken bir kısmı ise kontrol edilebilir ve değiştirilebilir çevresel durumlardır. Özet halinde vermek gerekirse öğrenmeyi etkileyen faktörleri üç ana başlık altında toplayabiliriz.



  1. Genel uyarılmışlık hali için beslenme, uyku, dinlenme, kaygı düzeyi vb. durumlar konusunda doğru yaşam alışkanlıkları edinmelisiniz. Doğru yaşam planı ile değişkenler kontrol altına alınırken gevşeme egzersizleri gibi yöntemlerle istemsiz değişkenlerle mücadele edebilirsiniz.
  2. Motivasyon öğrenmenin en temel olgusudur ve bu nedenle sınava hazırlık sürecine motive olmalısınız.
  3. Dikkat ve konsantrasyon konusunda farkındalık kazanmalısınız ve kendinizi bu konuda geliştirmelisiniz.
  4. Etkili öğrenme için not almalı, etkin dinlemeli ve tekrar yapmalısınız.
  5. Derse ve hatta dersin konularına göre doğru ders çalışma yöntemleri kullanmalısınız.
  6. Etkili öğrenme için zamanı etkili kullanmalısınız.
  7. Etkili öğrenme için öğrendikleriniz konusunda farkındalık kazanmalısınız. Bunun için ölçme deneyimleri ile kendinize geri dönüt vermelisiniz.
  8. Etkili öğrenme için öğrenilen konu ve öğreten kişi ile doğru ilişkiler kurmalısınız. Katılımcı olmalısınız.
  9. Ön hazırlık yaparak derse girip ders sonrasında periyodik aralıklarla tekrar yapmalısınız.
  10. Öğrenme sürecini kolaylaştıracak teknikler konusunda destek almalısınız. Hafıza teknikleri gibi…


Beynin en önemli görevlerinden biri çevresine ilişkin bilgileri algılayıp, anlamlandırıp depolamaktır. Bilginin yeniden kullanılabilmesi için bu bilgilerin düzenli ve organize edilmiş bir şekilde kayıt edilmesi gerekir. Bilginin depolanmasını ya da saklanmasını bellek sağlar.

Öğrenme; görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma duyuları ile algılanan uyarıların beyinde ilişkilendirme, tekrarlama gibi birden çok beyin işlevi sonucu gerçekleşir.

Öğrenme, meydana gelen kalıcı davranış değişiklikleriyle ölçülebilir ve değerlendirilebilir.

Belleğin çalışma sistemi öğrenme sürecine endeksli çalışır. Bellek, üç ana alt yapıdan oluşur.

Duyusal kayıt; görme, duyma, tatma, koklama ve dokunma duyuları ile etraftaki uyarıcıları toplayarak kısa süreli belleğe iletir. Duyusal kaydın kapasitesi çok geniş olmasına karşın bilginin kalış süresi çok kısadır. Ancak dikkat ve algı süreçleri ile bu bilginin bir kısmı alınır ve kısa süreli belleğe gönderilir.

Kısa süreli belleğin; iki aşamalı bir çalışma sistemi vardır. Birinci aşaması olan çok kısa süreli bellek duyularla elde edilen bilginin ilk geldiği ve filtrelendiği yerdir. Bu bilgilerin ilk anda işimize yaramayacağına kanaat getirmişsek ya da dikkat ve motivasyon noktasında eksiksek bu bilgi hemen unutulur.

İkinci aşaması ise kısa süreli bellektir. Çok kısa süreli bellekten gelen bilgilerin ortalama 20 dakikaya kadar tutulduğu yerdir. Bu bölümde unutma ve yanlış anlamalar yoğun olabilir. Kapasitesi sınırlı olan bu bölümde unutulan bilgi geri gelmez.

Kişi bir cisme bir süre baktıktan sonra, o cisim görme alanından çıksa bile bir süre daha bu cismin hayali gözünün önünden silinmez ve kişi bazı ek ayrıntıların farkına varır, sanki görmeye devam eder.

Kısa süreli bellekteki bilgi tekrarlanırsa ve kodlanırsa uzun süreli belleğe geçer. Yani gelen bilgiler öğrenme gerçekleşene kadar tekrar edilip önceki öğrenmelerle ilişkilendirilip bilgi şemalarına işlenirse artık bilgi uzun süreli belleğe geçmiştir diyebiliriz.

Uzun süreli bellek; bilgilerin uzun süre tutulduğu depo alanıdır. Bilgilerin burada depolanması kolayca geri çağrılacağı anlamına gelmez.

         Uzun süreli bellekte bilgi örgütlenir. Bilgilerin örgütlenmesinde anlam ilişkileri, kavram benzerlikleri ve çağrışım ilkeleri temele alınır. Örgütleme düzeni giyeceklerin türlerine göre düzenlendiği elbise dolabına benzer. Bilgiler bellekte anlam ilişkileri yönünden örgütlenir. Bilgiler arasında ilişkiler benzerlikler, farklılıklar gibi ipuçlarına dönüşmüş olarak kayıt edilir. Bu işlem geri çağrılması durumunda bilginin bulunmasını kolaylaştırır.

Belleğin en önemli işlevlerinden biri saklamadır. Saklama işlemi tekrar etme ve yeniden kullanma ile güçlenen bir durumdur. Buradaki bilgiler her zaman bilinç alanında değildir. İhtiyaç olduğunda bilince çağrılır.

         Bellekte bilgilerin yeniden geri çağrılmasını sağlayan örgütlemeler vardır. Bu örgütlemeler çağrışım ilkeleri adını verdiğimiz dört ilkeye bağlı olarak çalışır. Uzayda yakınlık, zamanda yakınlık, benzerlik, zıtlık olarak sıralayacağımız bu ilkeler bilginin geriye çağrılması sürecinde bilginin hatırlanmasını sağlar.

Kısa süreli bellekteki bilgilerin haftalar veya yıllar sonra hatırlanmasını sağlayacak uzun süreli belleğe aktarılması için pekiştirilmesi, tekrar edilmesi ve prova edilmesi gerekir.

Öğrenilen bilgiler kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe geçmeden yok olmuşsa buna unutma denir. Öğrenilen ve uzun süreli belleğe geçirilen bilgi, yeterli ipucu bulunamadığı için uzun süreli bellekten bulunup çıkartılamıyorsa buna da hatırlayamama denir.

Unutma ve hatırlayamama olaylarına etki eden birçok etken varken en yaygın olanları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

  • Bilgilerin kullanılmaması
  • Travma
  • Bilinçaltına itme
  • Tekrar yapmama
  • Yeterli pekiştirmenin yapılmaması nedeni ile sönme
  • İleriye ve geriye ket vurma
  • Öğrenilen bilginin anlamlı olmaması
  • Yetersiz dikkat

 



 

Hafızayı güçlendirmenin en önemli aşaması doğru beslenmektir. Yediğiniz ve yemediğiniz gıdalar beyin fonksiyonlarını etkilediğinden hafızayı doğrudan etkiler. Hafıza güçlendiren besin gruplarının başında; çeşitli renklerde sebzeler, antioksidan etkisi bakımından zengin meyveler ve esansiyel yağ asitlerini içeren balıklar gelmektedir. Bu nedenle doğru beslenmeye dikkat etmek gerekir.



Akrostiş metodu, hafızaya alınmak istenen cümlelerin ilk harflerini kullanarak anlamlı veya kafiyeli, hafızada daha kalıcı olan başka bir kelime veya cümle oluşturma işidir. Burada iki ana kelime karşımıza çıkıyor; anlamlı ve kafiyeli. Bazı akrostişe edilmiş kelimeler anlamsız olabilir ancak kafiyeli ve hafızada kalıcı bir özelliğe sahiptir. Bazı akrostişe edilmiş kelimeler ise anlamlı olabilmektedir.

 

Bu yöntemin en etkili olduğu dersler:

  • Biyoloji
  • Kimya
  • Tüm sözel dersler

Tip 1: Dil bilgisi dersinde sıfat fiiller konusu vardır. Başlıca sıfat fiiller şunlardır; an (en), ası (esi), maz (mez), ar (er), dık (dik), acak (ecek), mış (miş).

Bunları şu şekilde hafızanıza kaydedebilirsiniz: “Anası mezar dikecekmiş.” Daha sonra öğretmen size sıfat fiilleri yazılıda sorunca şu şekilde hafızanızdan çıkarıp kullanacaksınız;  An - ası    mez - ar    dik - ecek – miş…

Tip 2: Çok maddeli cümle ve tanımlarda kullanılabilir. Örneğin, biyoloji dersinde hücre organellerini ilk kez görüyoruz varsayalım. Bu organeller:

  1. Endoplâzmik retikulum                         
  2. Golgi Cisimciği
  3. Lizozom
  4. Ribozom
  5. Sentrozom
  6. Koful
  7. Mitokondri
  8. Plastitler

Bu 8 maddeyi bir anda ezberlemek ve hafızada tutmak çok zor olabiliyor.

Bu durumda maddelerin ilk harflerini boş bir kağıda yazıyoruz. Nedir bunlar:  E, G, L, R, S, K, M, P... Şimdi bunlardan kendinize göre bir kelime oluşturun. Bu anlamlıda olabilir anlamsız da ama akılda kalıcı olsun.

Mesela ben: KaMPa GELiRSe diye bir cümleye dönüştürdüm. Hücre organelleri nelerdir diye sorulduğunda KaMPa GELiRSe aklıma gelir. Bu ilk harflerden açılımlarını hatırlamak daha kolay olur.

Tip 3: Üçüncü tip de cümleler içindir. Bu tekniği cümle içeren maddelerde de kullanabilirsiniz Örneğin: 1. Dünya savaşının nedenlerini düşününelim.

1.      Ham madde ve sömürge arayışı.

2.     İngiltere ve Almanya arasındaki ekonomik rekabet.

3.     Silahlanma yarışının hızlanması.

4.     Fransız ihtilalinin getirdiği milletçilik akımının etkisi.

5.     Fransızların Alsos-Loren bölgesini Almanlar'dan geri almak istemesi.

6.    Devletlerarası bloklaşma.

7.     Avusturya'nın ve Rusya'nın Balkanlar üzerindeki çıkar çatışmaları.

8.    Siyasi birliğini geç tamamlayan Almanya ve İtalya'nın siyasi dengeleri değiştirmesi.

 

Bu durumda ilk harfler; H, İ, S, F, F, D, A, S

Benim kurduğum cümle: SAF HİS FeDa

Tip 4:  Maddeler uzunsa maddeleri niteleyen anahtar sözcükler seç,  ardından anahtar sözcüklerden kelimeni oluştur.

Örneğin: SEVR ANTLAŞMASI (10 AĞUSTOS 1920) :

Maddeleri:

1. İstanbul, Osmanlı Devleti?nin başkenti ola­rak kalacak fakat Osmanlı Devleti azınlık­ların haklarını   gözetmezse   İstanbul, Türklerin elinden alınacaktı.

2. Boğazlar,  her zaman bütün devletlerin gemilerine   açık   bulundurulacak   ve "Boğazlar Komisyonu"nun idaresinde bu­lunacak.

3. Doğu Anadolu'da Kürdistan ve Ermenistan devletleri kurulacak.

4. İzmir dahil, Ege bölgesinin büyük bir bö­lümü ile Midye - Büyükçekmece çizgisinin batısında kalan bütün Trakya, Yunanlılara verilecek.

5. Antalya ve Konya yöresi, İtalyanlara veri­lecek.

6.Adana, Malatya ve Sivas dolaylarını bir­leştiren bölgeler ile Suriye Fransızlara veri­lecek.

7. Arabistan ve Irak, İngilizlere verilecek.

8. Elli bin kişilik bir ordu bulundurulacak. Askerlikte, mecburi hizmet olmayacak. Bu ordu­nun, tank, ağır makineli tüfek, top ve uçağı olmayacak.

9. Azınlıklara   geniş   haklar   verilecek. Müslüman milletlerden de azınlık ihdas edilecek.

10. Kapitülâsyonlardan da bütün devletler yarar­lanacak.

 

Anahtar kelimeler: İstanbul, Boğazlar, Doğu Anadolu, İzmir, Antalya, Adana, Arabistan, Elli Bin, Azınlık ve Kapitülasyon

İ B D İ A A A E A K

 Benim Kelimem:  AA KABA İDİ E

 



Düşünce, algılama ve kavrama gibi zihinsel yetileri, başka uyaranları dışlayarak yalnızca belirli uyaranlar üzerinde yoğunlaştırma gücüne dikkat denilmektedir. Dikkat zihinsel enerjinin beynimiz içinde dağılışını kontrol eder.

Dikkat; duygularla düşünceyi bir nokta üzerinde toplama, uyanıklık hali olarak tanımlanmaktadır ve öğrenmenin en önemli unsurlarındandır. Dikkat aşağıda sıralanan bileşenleri kullanarak sonuca ulaşmaya çalışır.

  1. Uyanık kalma, aktif olma,
  2. Belirli bir işe başlayabilme,
  3. Belirli bir işi sürdürme konusunda kendini kontrol edebilme,
  4. Öncelik belirleme,
  5. Önemli olanı seçebilme,
  6. Sıraya koyma,
  7. Planlama, düzenleme yapabilme,
  8. Zamanı ayarlama.

Dikkat, bir şeyi öğrenmek, anlamak veya kavramak amacıyla gösterilen zihinsel çabadır. Dikkat, etkili ve kalıcı öğrenmenin gerçekleşmesi için özel bir öneme sahiptir.

Dikkati belirli bir konu üzerinde toplamadan, çalışmada ısrarcı olunması boşuna zaman yitirmekten başka bir şey değildir. Bu tür bir çalışma anlayışı verimli olmadığı gibi;  öğrencide ders çalışmaya karşı genel bir isteksizlik, ilgisizlik, hoşnutsuzluk ve bıkkınlık duygusunun ortaya çıkmasına da neden olur.

Dikkat, öğrencinin öğrenme sürecinin yanında;

  • Davranışlarının şekillenmesinde,
  • Algılamasında,
  • Hatırlamasında,
  • İletişim kurmasında,
  • Problem çözmesinde ve diğer bilişsel alanlarında da önemli bir role sahiptir.

Dikkat sürecini etkileyen bir dizi psikolojik, çevresel ve sosyal değişkenler söz konusudur. Başarılı olmak için dikkat dağıtıcıların farkında olunması ve bunların kontrol altına alınması son derece önemlidir.



  1. Dışsal Sebepler

Çalışma ortamında telefon, tablet, TV, bilgisayar, afiş, poster, müzik, düşük ve yüksek oda sıcaklığı, ses vb. uyaranlar dikkat dağıtan dışsal sebeplerdir. İyi bir ders çalışma ortamı yukarıda sıralanan dikkat dağıtıcı unsurlardan tamamen arındırılmış olmalıdır. Örneğin TV, bilgisayar, tablet yatak odası ve çalışma ortamında değil ailenin ortak kullanım alanında bulunmalıdır. Çalışır durumdaki cihazlardan (TV, bilgisayar, tablet vb.) gelen ses ve görüntüler öğrenme sırasında dikkat ve konsantrasyonu bozacağından mutlaka kapatılarak ders çalışılmalıdır.

  1. İçsel Sebepler
  • Açlık, yorgunluk ve uykudan kaynaklanan sebepler: Sabah iyi bir kahvaltı yapmadıysanız açlığın etkisiyle ilk derslerden itibaren dikkatinizi derse verebilmeniz mümkün değildir. Öğün atlamadan gerçekleştirilen iyi ve dengeli bir beslenme fiziksel gücümüz kadar zihinsel gücümüzü de dengede tutar. İyi bir beslenme süt ve süt ürünleri, et, yumurta, kuru baklagiller, ekmek ve tahıl grubu, sebze ve meyve grubundan oluşur. Ders çalışırken kendinizi çok yorgun hissederseniz kısa molalar verin. Akşam belirli bir saatte yatmayı alışkanlık haline getirmelisiniz ve en az 8 saat gece uykusu almalısınız. Yeterince uyumadığınızda sabah okulda derse dikkatinizi verebilmeniz mümkün olmayacağı gibi gün boyu kendinizi yorgun hissedersiniz.
  • Sıkılma veya çalışılacak konunun ilgi çekici olmamasından kaynaklanan sebepler: Ders çalışırken zaman zaman dikkatimizin dağılması, sıkılmamız normal bir durumdur. Böyle zamanlarda ders çalışmaya kısa molalar vermeli ve gücümüzü topladıktan sonra tekrar ders çalışmaya başlanmalıdır. Ders konularının ilgi çekici olmaması da konudan uzaklaşmamızı, dikkatimizin dağılmasını ve motivasyonumuzun düşmesine neden olan diğer bir etkendir. O zaman kendi kendimize neden ders çalışmamız gerektiği sorusunu sormalıyız. Sizin de ders çalışmak için uygun nedenleriniz mutlaka vardır: Derslerde başarılı olmak, hedeflediğiniz liseye gitmek, üzerinde çalıştığım konu öğrendiğim diğer konuyla bağlantılı, iyi bir sınıf geçme notu almak istiyorum vb. Konuyu öğrenmek için arkadaşlarınızdan destek alabilir, çalıştığınız konuyu grafikler, tablolar ve şekiller çizerek renkli bir hale getirebilirsiniz.
  • Kişisel kaygılar: Yoğun duygusal problemler (Aile, arkadaş ilişkileri vb.) ve gelecek kaygısı çalışacağınız konular üzerinde dikkatinizi vermenizi güçleştirmesinin yanında bilginin kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe kodlanmasını da engeller. Problem ve kaygılarınızı size yardımcı olabilecek biriyle (Aile, arkadaş, öğretmen) paylaşın, olumsuz düşüncelerin sizi olumsuz etkilemeye devam etmesi durumunda rehberlik ve psikolojik danışma servisinden destek alın.
  • Hayal kurma: Öncelikle hayal kurma ile çalışmayı birbirinden ayırın. Çalışırken hayal kurmaya başladığınızı fark ederseniz ve bu durumu çalışma sonrasına ertelemeyi başaramazsanız, çalışmayı bırakarak aklınızdan geçenleri bir yere yazın ya da hayal kurmaya başladığınızı fark ettiğiniz anda,  geldiğiniz yere kadar olan konuları gözden geçirip, çalışmayı bırakın. Hayalinize geri dönün, hayal kurun ve bu bittikten sonra tekrar çalışmaya başlayın. Buradaki temel nokta, ders çalışmayı ve hayal kurmayı ayrı zamanlarda yapmanızdır.
  • Farklı çağrışımlar: Ders çalışırken zihnimize sürekli farklı çağrışımlar (Arkadaşlar ile birlikte olma, başka bir şey yapma, oyun oynama isteği vb.) gelebilir. Öncelikle derslere ayıracağınız zaman ile sizin çalışmanızı etkileyen bu çağrışımlara ilişkin etkinliklere ayıracağınız zamanın etkili bir planlaması yapılmalı ve her bir etkinlik için birbirinden bağımsız bir şekilde uygulanmalıdır.  
  • Çalışılacak konunun zor olduğu düşüncesi ve çalışmaya başlayamama: Çalışılacak ders veya konu ile ilgili “Çok zor, yapamam.” gibi düşüncelerden dolayı çalışmaya başlamakta zorluk yaşıyorsanız; çalışılacak dersi ve konuyu belirleyerek, küçük parçalara ayırabilirsiniz. Küçük adımlar halinde derse çalışılmaya başlanması ve başarı ile tamamlanan çalışmalardan sonra olumlu motivasyon cümleleri kurularak kısa süreli (1-2 dakika) gibi aralar verilerek yeni adıma geçilmesi başarılı olunması açısından etkilidir. Çalışmayı başarılı bir şekilde tamamladığınızda kendinize sevdiğiniz bir şarkıyı dinlemek, sevdiğiniz bir meyveyi yemek gibi ödüller veriniz. Hedeflediğiniz çalışmayı gerçekleştiremediğiniz durumlarda ise önceden belirlediğiniz; sevdiğiniz bir etkinliği belirli bir süreliğine kısıtlayınız. Örneğin arkadaşlarla birlikte geçirilen zamanın 1 saat azaltılması veya 1 saat tablete dokunmamak, bilgisayarı açmamak gibi.


Seçici dikkat, algının birçok uyaran arasından belli bir uyarana yönelirken, diğer uyaranları ihmal etmesi durumudur.

Sınıfta öğretmen bir konuyu anlatırken çevremizdeki pek çok uyaran tarafından kuşatılırız. Örneğin; arka sıradan silgi isteyen arkadaşımızın sesi, kantinden gelen tost kokusu,   okul bahçesinden gelen çocuk sesleri gibi… Tüm bu uyarıcılara birde bizim içsesimizi ve iç konuşmalarımızı eklersek durum içinden çıkılmaz bir hal alır. Tüm uyarıcılar arasında dikkatimizi öğretmeninizin anlattığı konuya odaklamaya çalışmak ciddi gayret gerektirir.

Dikkatin en önemli özelliği ihtiyacımız doğrultusunda seçici davranabilmesi ve o an bizim için en önemli olanın ne olduğuna karar verip diğer uyaranları dışarıda bırakabilmesidir.

Seçici dikkat olarak isimlendirilen bu süreçte bize gelen tüm uyaranlar arasından filtreleme yaparak bizim için önemli olan uyaranları merkeze alır ve asıl istediğimiz konuya odaklanırız. Seçici dikkat ders esnasında çeşitli uyarıcılar arasından öğretmenimizin anlattığı konuları anlamamızı ve bu konuları belirli bir kurgu ve plan doğrultusunda deftere geçirmemizi sağlar. Böylece bilgi duyusal kayıt yolu ile kısa süreli belleğe ve oradan da uzun süreli belleğe kolayca geçer.



  1. Geleceğimize yönelik amaç ve hedefler oluşturduğumuzda başarılı olmak için dikkat ve konsantrasyonumuz en üst seviyeye çıkar. Örneğin sınavlarda en yüksek notu almak, sınıfta ilk üçe girmek, okulda ilk beşe girmek, her dönem takdir veya teşekkür almak, Fen lisesine, Anadolu lisesine girmek vb. kısa ve uzun dönemli amaç ve hedefler ne kadar fazla olursa o kadar çok çaba göstererek, çalıştığımız konular üzerinde daha yoğun dikkat ve konsantrasyon içerisinde oluruz.
  2. Dikkat, üzerinde çalışılması gereken bir konudur ve dikkati geliştirebilecek uygun tekniklerden biri de içsel konuşmadır. Ders esnasında dikkatinizin dağıldığını hissettiğiniz anda öğretmenin söylediklerini içinizden tekrar etmek dikkatimizi toplamamızı sağlar.
  3. Test çözümlerinde yapılan yanlışların nedenleri tespit edilerek, konu tekrarı yapmak ve planlı çalışma alışkanlığını geliştirmek dikkatin arttırılmasında etkilidir.
  4. Ders esnasında dikkatiniz dağılıp hayaller kuruyorsanız, derse odaklanamıyorsanız, anlatılan konular arasında bağ kuramıyorsanız evde konuya hazırlanarak derse gelin. Böylece sahip olduğunuz ön bilgi dersteki uyarıcıları (Anlatılan bilgileri, tahtadaki yazı vb.) seçici bir şekilde algılamanızı sağlayarak dikkatinizi artırır.
  5. Ders çalışırken bazen çalışılan konuyu yarıda bırakmak zorunda kaldığınızda en çok ilgi duyduğunuz veya sonraki aşamasını merak ettiğiniz bir noktada bırakırsanız derse tekrar başlamak konusunda zorluk çekmezsiniz.
  6. Bilgisayar başında sabahlamak, gece geç yatmak vb. gibi uyku düzenini ve kalitesini etkileyen faktörler ile başarı ve dikkat arasında güçlü bir ilişki vardır. Yeterince uyumayan kişiler ertesi gün odaklanamama, derste uyuklama, bilgileri hatırlayamama gibi sıkıntıları çok sık yaşamaktadırlar. Ertesi gün dikkatinizi ve dikkat sürenizi iyi bir seviyede tutmak için mutlaka iyi bir gece uykusu almalı(En az sekiz saat) ve belirli saatlerde yatmayı alışkanlık haline getirmelisiniz.
  7. Öğrenmek için dikkatimizi yoğunlaştırırken yoğun zihinsel çaba içinde oluruz. Zihinsel çabanın kontrolünü sağlamak için çalışma ortamımız dikkat çelicilerden (Bilgisayar, tablet, TV, cep telefonu vb.) arındırılmış olmalı ve gerekirse belirli aralıklarla molalar vermeliyiz.
  8. Yeni bir konuyu öğrenirken çoğu kişi konunun ana fikrini anlamaya,  neyin önemli olduğunu bulmaya çalışırken yoğun dikkat problemi yaşar. Dikkatimizi arttırmak için konuyu öğrenirken, test çözerken önemli yerlerin altını çizme, fosforlu kalemler kullanarak üstünden geçme, not alma ve özet çıkarma dikkatimizi yoğunlaştırmamızı sağlar.
  9. Ders çalışırken veya okulda ders dinlerken dikkatimizi arttırmamızın bir yolu da “Bu bilgi bende hangi değişikliğe neden oluyor? Daha önceki hangi bilgilere uyuyor?” gibi sorular sorarak geçmişte ve şimdi öğrendiklerimiz arasında bağ kurmamız dikkatimizin uzun sürmesine neden olur.
  10. Çalışma esnasında dikkatini sürdürmekte zorlanan kişi, başka bir işe örneğin bilgisayar başında oyuna geçtiğinde saatlerce dikkat süresini uzatabilmekte ve dikkatini yoğunlaştırabilmektedir. Ders çalışırken dikkat süresi kişi tarafından kontrol edilebilir olmalıdır. Çalışma süresinin önceden belirlenerek bu zaman dilimine uyulması dikkatin sürdürülmesinde etkilidir. Örneğin 40 dakika Matematik dersine çalışacağım gibi bir planlama yaparak çalışınız ve saatinizi kontrol ederek süreye uyunuz.
  11. Ders çalışırken konuya konsantre olamıyorsanız süreyi mümkün olduğu kadar sistemli olarak arttırın. 40 dakikalık çalışma süresinde odaklanma sorunu yaşıyorsanız önce 10 dakika, sonra 20 dakika, daha sonra yarım saatlik zaman dilimlerinde çalışma yaparak gerçekten odaklanmak istediğiniz süreye ulaşmaya çalışın. Hedef adım adım ilerleyerek ulaşılabilecek bir süreçtir.
  12. Uzun süre bir konu üzerinde çalışan kişilerin çalışmaları esnasında molalar verdikleri, çalışma masasından kalktıkları, kaslarını gerdikleri, bazen masanın üzerinde başlarını koyup dinlendikleri görülmektedir. Bu tür kısa fiziksel molalar tekrar dikkatin konu üzerinde odaklanmasında etkilidir.
  13. Günün hangi zamanlarında enerji seviyenizin yüksek olduğunu ve kolayca konsantre olduğunuzu, hangi zamanlarda enerji seviyenizin düşük olduğunu ve konsantre olmakta zorlandığınızı belirlemeye çalışın. Zorlandığınız konuları enerji seviyenizin yüksek olduğu zamanlarda çalışmak iyi bir stratejidir. Bunun yanında kolaylıkla yapabildiğiniz ödev ve sorumlulukları enerjinizin daha düşük olduğu zamanlarda gerçekleştirin.
  14. Özellikle dersi dinlerken dikkat ve konsantrasyonunu arttırmak için öğretmeninizi aktif dinlemelisiniz. Pek çok öğrenci öğretmenin anlattıklarını dinlerken zihinlerinden geçenlerin (Hayaller vb.) daha hızlı aktığını belirtmektedir. Aktif dinlemede öğrenci, öğretmenin ifade ettiklerinde anlam arar, sorular sorar.
  15. Ders çalışırken kişisel sorunlarınız varsa ve sık sık zihninize gelip dikkatinizi dağıtıyorsa sorunlarınızı yakınınızdaki kişilerle, öğretmeninizle, okul rehber öğretmeniyle paylaşın.


Dikkatinizin dağıldığını hissettiğinizde veya uzun süreli dikkat gerektiren çalışmalara ön hazırlık yapmak için aşağıda kendinize uygun olabileceğini düşündüğünüz tekniklerden faydalanabilirsiniz.



  1. Ebeveynler çocuklarına, çalışma ortamında dikkatin dağılmasına neden olan ve konsantrasyon gücünü azaltan ev ortamını düzenleyerek yardımcı olabilirler. Öncelikle uygun ışık, düzenli masa, sessiz ortam dikkatin süresi ve odaklanmayı arttırır.
  2. Ebeveynler öncelikli olarak çocuklarının yaşı ilerledikçe ev içinde sorumluluk alarak kendi yaşamlarını düzenlemelerini isterler. Oysaki yoğun olarak dikkat problemi yaşayan öğrenciler, düzenli ortamlara ihtiyaç duyarlar ancak kendi başlarına iç dünyalarını düzenleyemedikleri için dış dünyalarının başkaları tarafından düzenlenmiş olmasına ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle çocuklarınız için listeler yapıp bu listeleri dikkat çeken uygun görsel malzemeler haline getirirseniz;  ne yapacaklarını unutan ya da bilemeyen çocukların zamanı planlamalarına ve unuttuklarını hatırlamalarına yardımcı olabilirsiniz.
  3. Özellikle sınava hazırlanma, ödev yapma, konuları tekrar etme gibi dikkat gerektiren faaliyetlere başlamadan önce çocuğunuzun hedef belirlemesine yardımcı olabilirsiniz. Örneğin çalışmalarından ne elde etmek istediğini, ne yapacağını ve ne kadar sürede gerçekleştireceğini sorarak bunu sağlayabilirsiniz.
  4. Dikkat sorunu yaşayan çocukların çoğunlukla sınav tarihlerini unuttukları, verilen ödevi deftere kaydetmedikleri, öğretmenin verdiği çalışma kâğıtlarını kaybettikleri ebeveynler tarafından sık sık dile getirilmektedir. Çocukların sınav ve ödevlerinin yazılacağı bir defter tutmalarını sağlama, çalışma kâğıtlarının toplandığı dosyalama sistemini öğretme ve bunların her gün düzenli olarak anne baba tarafından kontrol edilmesi çocuklara faydalı olabilir.
  5. Dikkat ve odaklanma problemi yaşayan öğrencilerin defterlerini, kitaplarını, çalışma kâğıtlarının toplandığı dosyaları düzenli olarak toplayamadıkları, ders araç-gereçlerini düzenleyemedikleri (Ucu kırık ve açılmamış kalemler, silginin ve kalemtıraşının olmaması, renkli kalemlerinin bulunmaması)  ve kişisel eşyalarını sık kaybettikleri gözlenmektedir. Sınıf ortamında yoğun dikkat ve odaklanma sorununa yol açan eksik malzeme kontrolü evde ebeveynler tarafından yapılmalı ve eksik malzemeleri temin edilmelidir.
  6. Ders yükü arttıkça, çalışılacak süre uzadıkça çocukların yüksek kaygıyla birlikte dikkat ve konsantrasyon güçleri zayıflamaktadır. Bunun için çocuğunuzun ders ve gününü planlama becerisi kazanmasına yardımcı olmanız başarı ve dikkat arasındaki uyumu sağlayacaktır.
  7. Ebeveynler çocuklarını yoğun dikkat ve konsantrasyon içeren sanatsal faaliyetlerden tiyatro, drama, dans, halk oyunları, resim, müzik vb. etkinliklere teşvik edebilir. Her bir sanatsal faaliyet kişinin yoğun görsel, işitsel, dokunsal dikkat alanlarına yoğunlaşmasını sağlamaktadır.
  8. Sportif faaliyetler çocukların bedenleri üzerinde kontrolünü sağlaması yanında dikkat ve konsantrasyonun anahtarıdır. Basketbol, voleybol, masa tenisi, futbol vb. akla gelebilecek tüm sportif faaliyetler zamanı kullanma, el göz koordinasyonu, odaklanma, sınırlar içinde kalma, tekrarla öğrenme becerilerinin mükemmele yaklaşması, hızı içselleştirebilmeleri için faydalıdır. Bu nedenle aileler çocuklarını uygun sportif faaliyetlere yönlendirebilirler.
  9. Çocuklarınız için olumlu model olmaya çalışın. Çocuklar ders çalışırken veya bir konuyu tekrar ederken dikkatleri (bu durum istenmese de) aynı zamanda sizin üzerinizdedir. Sürekli bilgisayar başında veya televizyon kanalları arasında gezinen ebeveyn modeli yerine; kitap okuyan ebeveyn olarak çocuklara daha olumlu örnek olunabilir.
  10. Ebeveynler farklı araştırma ve çalışma ortamlarını çocuklarına tanıtmalıdır. Örneğin kütüphaneler (Halk kütüphaneleri, üniversite kütüphaneleri, şiir kütüphaneleri vb.) hem yeni bilgilere ulaşmalarını hem de sessiz ve sakin bir ortamda dikkati yoğunlaştırarak, farklı yaş gruplarının ders çalışma-araştırma alışkanlıklarını gözlemlemelerine eşsiz fırsatlar sağlar. 
  11. Dama, satranç, scrabble, puzzle gibi oyunlar da yine kurallara uymayı, düşünerek ve plan yaparak hareket etmeyi öğreten oyunlardır. Bu nedenle evde çocuklarınızla dikkatini ve konsantrasyonunu geliştirmek için bu tarz oyunlar oynayabilirsiniz.
  12.  Dergi, gazete ve gazetelerin eklerinde  “farklılıkların bulunması”, “kelime avcılığı”, “sayı avcılığı” gibi bulmacalarla ilgilenmesini özendirebilirsiniz.
  13. Sınav öncesi yoğun tekrar ve ders çalışma, başarıyı arttıran önemli faktörlerdendir. Dikkat ve konsantrasyonunun yükseltilmeye çalışıldığı dönemlerde arkadaş ziyaretleri, eve misafir kabulü mümkün olduğu kadar sınav dönemlerinden sonra yapılmalıdır.
  14. Ebeveynler arasında yaşanan yoğun duygusal çatışmalar çocuklarda duygusal problemlere (okula gitmeme, madde bağımlılığı, depresyon,  kaygı bozuklukları vb.) neden olabilmekte ve öğrenciler dikkatini dersler üzerinde toplamakta güçlük çekmekte ve konsantre olamama sorunu yaşamaktadırlar. Ebeveynlerin kendi aralarında yaşadıkları çatışmaları çözmek için aldıkları destek ve uyguladıkları çözüm yolları ile çocuklarının başarıları arasında güçlü bir bağ vardır.
  15. Ebeveynler çocuklarının başarı ve yeteneklerini değerlendirirken gerçekçi olmalıdır. Gerçekçi olmayan yüksek başarı beklentisi ve hedefler çocuklara başaramayacağım duygusunu yaşatmakta, yoğun kaygı ve depresyona neden olmaktadır. Yoğun kaygı ve depresyon öncelikli olarak da dikkat ve konsantrasyon problemlerine neden olmaktadır.
  16. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) okul çağı çocuklarında %3-7 arasında görülen, 7 yaşından önce başlayan gelişimsel bir rahatsızlıktır. Ebeveynler olarak çocuğunuzda yaygın olarak “dikkatini konular üzerinde toplama güçlüğü, önemli detayları gözden kaçırma, malzemeleri düzenleyememe, aşırı hareketlilik, kurallara uymama” belirtilerini gözlemliyorsanız mutlaka okul rehberlik servisinden veya çocuk ruh sağlığı uzmanından yardım alınız.


  • Çalışma ortamının ışığı gözü yormayacak ve uyku getirmeyecek düzeyde olmalıdır.
  • Gün ışığı tercihen karşıdan gelmelidir. Eğer ışık arkadan gelirse çalışan kişinin göl­gesi çalışma masasının ve ders kitaplarının üstüne düşer. Bu da uyku getirici, göz yorucu bir etki yaparak odaklanmayı engeller.
  • Masa lambasının ışığı göze direkt gelmemelidir. Işık, sağ elini kullananlar için soldan; sol elini kullananlar için sağdan gelmelidir. 


Depresyon, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, kaygı gibi bazı ruhsal hastalıklarda kişi dikkat dağınıklığı ve unutkanlık yaşamaktadır. Bu ise hem öğrenme isteğini hem de öğrenme sürecini olumsuz etkilemektedir. Bu durumda profesyonel bir destek almak gereklidir.



Etkin okuma ve anlama hızlı okumayı ve kavramayı içerir. Öğrenmeyi kolaylaştıran bu öğe geliştirilebilir bir yetidir.



Dinleme deyince ilk akla gelen işitmektir. Oysa dinleme işitmeyle birlikte uyarıcıların seçici dikkatle fark edilmesi, algılanması, anlaşılması, hafızaya alınması, hatırlanması ve kullanılmasını içeren aktif bir süreçtir. Dinleme olumlu insan ilişkileri geliştirmek ve bilgi edinmek için önemli ve geliştirilmesi gereken bir beceridir.

Aktif dinlemenin gerçekleştirilebilmesi için: 

a. Ön Hazırlık Yapın

b. Ana Fikir ve Kavramları Bulun

c. İpuçlarını Bulun

d. Aktif Katılın

e. Soru Sorun

f. Not Tutun

 

 

 



Not tutma, düşüncelerin, yazılanların, okunanların,  anlatılan bir konunun ve gözlenen bir durumun içerdiği mesajın yeniden yorumlanarak ana noktaların özlü cümlelerle yazılı olarak kaydedilmesidir.

Bilgiyi hafızaya kaydetmenin ve gerektiğinde hatırlamanın en iyi yolu not tutmak ve bu notları belirli aralıklarla tekrar etmektir. Sınavlara hazırlananlar için öğrenme sürecinde alınan notlar önemli bir kaynak görevi görür.  Çünkü çalışırken sizin dersi-konuyu, görsel ve işitsel çağrışım yoluyla hatırlamanızı sağlar. Sınav hazırlık sürecinde notlarınızdan yararlanarak çalışmak, zamanı ve enerjinizi etkin kullanmanızı sağlar. Ayrıca bilgiyi yorumlama yeteneği kazanmanızı sağlar.

Not tutarken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar bulunmaktadır:

  • Öncelikle not tutmanın aktif dinleme gerektirdiğini hatırlayalım.
  • Not tutmaya ilk günden başlamak ve düzenli olarak not tutmak çok önemlidir.
  • Dinleme ile not tutma arasında bir denge oluşturmak gerekir. Tüm dikkati dinlemeye ayırırsak, verimli bir şekilde not tutamayız. Aynı şekilde çok ayrıntılı not almaya kalkışırsak bu sefer de anlatılanları anlamamız güçleşir ve bu da dinlemeyi olumsuz etkiler.
  • Not tutmak için bir defter kullanılabileceği gibi A4 boyutunda bir kâğıt da kullanılabilir. Kâğıt kullanımı hem taşıma açısından hem de notların toplanarak bir klasör oluşturulmasında kolaylık sağlayacaktır.
  • Not tutarken; ana fikirleri, önemli noktaları not etmek çok önemlidir. Önemli noktaları belirlerken öğretmenin ipuçlarına "Burası önemli", "Burada esas olan", "Dikkat ederseniz" vb. dikkat edilmeli, (*) işareti konmalı ya da altı çizilmelidir.
  • Not tutarken anlayabileceğiniz şekilde kısaltmalar yaparak zamanı daha verimli kullanabilirsiniz. Örneğin    "ve &", "buna ek olarak +"
  • Not tutma iki şekilde olabilir. Öğrenci kendi cümleleriyle not alabilir. Böylece öğretmenin anlattıklarını özetleme ve anladığı şekilde yazma imkânı bulur. Ancak bazı durumlarda anlatılanların aynı şekilde not alınması gerekebilir. Bu durumda anlatılanlar ya da tahtada yazılanlar aynı şekilde not alınır.
  • Öğrenci derste anlamadığı yerleri öğretmene sormalıdır. Aksi halde tuttuğu notlar eksik veya yanlış olabilir. Bu da notların tekrar edilmesi sırasında güçlüklere neden olur. Eksik ya da yanlış bilgi anlamlı bir öğrenmeyi engeller.
  • Öğrenci, hafızası ne kadar iyi olursa olsun derste kendisinin ve öğretmenin önemli gördüğü her şeyi not etmelidir.

 Notlar düzenli bir şekilde tekrar edilmelidir. Aralıklı tekrar öğrenilen bilgilerin pekiştirilmesini sağlar ve unutmayı engeller. Bu amaçla notlar;  aynı gün içinde, bir gün sonra, bir hafta ve bir ay sonra tekrar okunduğunda bilgiler uzun süreli hafızaya kaydedilir ve hatırlama kolaylaşır.



Evrendeki var olan her şeyin, her düzenin bir amaca hizmet ettiğini biliyoruz. Başka bir deyişle yaşantımız içindeki pek çok şey neden-sonuç ilişkisi içinde birbirini etkilemektedir. Etkin ve kalıcı öğrenme için de amaç belirleme büyük önem taşır.

Amaç, ulaşılmak istenen sonuçtur.  Örneğin “İyi bir liseye gitmek, insanlara hizmet etmek” gibi. Hedef ise amacın biraz daha somutlaştırılmış halidir. Örneğin “A lisesine gitmek istiyorum, insanlara hizmet etmek için huzur evinde çalışacağım “ gibi.

Başarı elde etmek, iyi bir meslek edinmek, iyi bir yaşam sürmek gibi amaç cümlelerini yaşamımızda sıkça kullanmaktayız. Şimdi amaç belirlerken nelere dikkat etmemiz gerektiğini düşünelim. 



Bireyi ihtiyacı doğrultusunda harekete geçiren güce motivasyon denir.

Motivasyon ile öğrenme doğru orantılıdır. Çünkü öğrenme için bilinçli ve istekli bir çaba gerekir. Motivasyon da insana enerji verip davranışı istekli hale getirmede önemli olduğundan öğrenme sürecinin etkili ve başarılı olmasında en önemli faktörlerdendir. Kişiler öğrenmeye istekli oldukları konuları daha kısa sürede öğrenirler. Çünkü öğrenmek için o konulara daha motive olmuşlardır.

Motivasyonun temelinde üç temel kavram yer alır:  İhtiyaç, amaca yönelme ve davranış.

İhtiyaç: Motivasyonun temelinde ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç insanı harekete geçiren gücü oluşturur. Örneğin kişinin başarılı olmayı istemesi onun ihtiyacıdır ve bu ihtiyaç kişiyi belli bir amaç belirlemeye, bu amaç doğrultusunda da gerekli davranışları yapmaya itecektir.

Amaç: Motive olmuş bir öğrencinin hedefi vardır ve bu hedefe ulaşmak için sahip olduğu potansiyel ve koşulları en iyi şekilde kullanır. Örneğin “Fen lisesini kazanmak istiyorum.” cümlesi amaca örnek verilebilir.

Davranış: Amacı gerçekleştirme sürecindeki eylemler bütünü kişinin davranışlarını oluşturur. Kişi hedefine ulaşmak için bu hedefin gereklerini yerine getirmelidir. Örneğin günde 100 soru çözmek hedefe yönelik yapılan davranıştan biridir. 



Zamanı etkili kullanma iyi bir hayat planı yapmak demektir. İnsan belirli bir amaç için zamanının tamamını harcadığında hayatının başka noktaları eksik kalacaktır. Başarıya ulaşmak isteyen her bireyin hayatında aşağıdaki şekilde belirttiğimiz sekiz temel öğe yer almalıdır.

                                           

Bunlardan birinin eksikliği veya fazlalığı:

  • MOTİVASYON eksikliğine,
  • VERİMSİZ çalışmaya,
  • DİKKAT sorunlarına
  • DEPRESYON, KAYGI bozuklukları gibi psikolojik hastalıklara,
  • BELLEK sorunlarına,
  • Sosyal ilişkilerde kopukluğa ya da hatalara,
  • Ülser, uyku bozukluğu, beslenme gibi FİZYOLOJİK hastalıklara neden olabilir.

Zamanı doğru planlayabilmek için haftalık olarak yaptıklarını bir kâğıda dökerek somutlaştırmalısın. Az önce bahsettiğimiz şekilde var olan 8 temel unsura günlük ve haftalık ne kadar zaman ayırdığını kağıt üzerinde görmelisin. Eğer bu 8 temel unsurdan biri hiç yoksa ya da eksikse biraz önce bahsettiğimiz sorunlara davetiye çıkarmış olursun. Bunun yanında hayat akışın sana istediğin başarıyı da getirmeyebilir.

Haftanın her günü için yandaki gibi bir döküm çıkarmalısın. Bu dökümde 8 temel öğe için dengeli bir şekilde zaman ayırmalısın. Yandaki örneğin 8. sınıfa devam eden bir öğrencinin hafta içi akış planı olduğunu varsayarsak: kendisi, ailesi, arkadaşları için hiç zaman ayırmadığını, doğru beslenmediğini ve doğru dinlenmediğini göreceksiniz. 

Oysaki öğrenci dengeli bir hayat planı yapabilirse, bu onun motivasyonunu arttıracağı gibi kontrol dışı değişkenlerin etkilerini de kontrol altına almasını sağlayacaktır. Örnekteki gibi haftasının beş günü bu şekilde geçen bir öğrencinin hayatında spor, etkin dinlenme, sosyal hayat yok iken beslenme zamanı da hatalıdır (Saat 22:00-23:00 arası yemek yeme). Bu, öğrencide sosyal ilişkilerde kopmaya, depresyona ve yaptığı faaliyetlerin kalitesinin düşmesine neden olacaktır. Bu durum öğrenciyi  “çok çalışıyorum ama istediğim sonuçları alamıyorum” kaygısı yaşamasına sebep olur.

         Az önce verilen örneği aşağıdaki şekilde yeniden planladığımızda bir noktaya kadar daha etkin ve daha planlı bir hale getirmiş oluruz.

 

Baktığınızda küçük dokunuşlar iyi bir planlamanın oluşmasına temel hazırlar. Bu planlamayı her gün için ayrıntılı yaparak kâğıda dökmek gerekir.

Zamanı Etkili Kullanmayı Engelleyen Faktörler

Zaman yönetimi, verimli çalışmanın önemli unsurlarından biridir. Zaman planı günlük, haftalık, aylık hatta yıllık yapılmaktadır. Verimli ders çalışmada en etkili olan ve tavsiye edilen zaman planı haftalık plandır.

  • Mükemmel bir zaman planı yapmayı hedeflemek bir süre sonra bunun mümkün olmayacağını görüp tamamen vazgeçmeye neden olabilir.
  • Gerektiğinde “hayır diyememek” zamanı etkili kullanmayı engelleyen önemli bir unsurdur.
  • Kaygı ve kendine güvensizlik gibi olumsuz duyguları yoğun yaşayan bireyler zaman planlama konusunda zorluk yaşarlar. Kendileri ve performanslarına yönelik şüpheleri ve yetersizlik hisleri zamanı etkili kullanmalarına engel olabilir.
  • Erteleme alışkanlığına sahip kişiler zamanı planlamakta veya zaman planına uymakta zorlanırlar.
  • Teknolojik araçlara gereğinden fazla zaman ayırmak (günde 5-6 saat televizyon seyretmek, bilgisayarda saatlerce oyun oynamak gibi) zamanı etkili kullanmayı engeller.
  • Yanlış uyku alışkanlığı da zaman yönetimini olumsuz etkiler. Gereğinden fazla uyumak zamanı boşa harcamaya, gereğinden az uyumaksa uykusuzluk, gerginlik ve konsantrasyon sorunlarına yol açacağı için zamanı verimsiz kullanmaya neden olur.


Zaman planı günlük, haftalık, aylık hatta yıllık yapılmaktadır. Verimli ders çalışmada en etkili ve tavsiye edilen zaman planı haftalık plandır. Uzun süreli zaman planlarının istenilen doğrultuda gitme ihtimali azdır. Şimdi haftalık bir zaman planı nasıl yapabilirsiniz onu aşama aşama anlatalım;

1. Basamak: Hayat Planınızda Ders Çalışmaya Ayıracağınız Süreyi ve Zaman Dilimini Belirleyin.

Bir önceki konu başlığında hayat planının nasıl yapılacağına ilişkin bilgi vermiştik. Bu basamakta sizden beklenen; hayat akış planınızda dersler için ayıracağınız süreyi ve zaman dilimini her gün için belirleyerek haftalık bir çerçeve oluşturmanızdır.

Aşağıda haftalık çerçevesini oluşturmuş bir öğrencinin örnek çerçevesini görmektesiniz. Öğrencimizin ismi Enise olsun. Enise 8. sınıfta olan aynı zamanda merkezi ortak sınava hazırlanan bir gençtir. Enise hayat planını yapmış ve bu planda sınava hazırlanmak için uygun süreleri ve zaman dilimlerini aşağıdaki gibi belirlemiştir. Enise’nin ödevleri için bir zaman dilimi belirlemediğini ama günün uygun saatlerinde ödevlerini yaptığını düşünelim. (Bu gün ve saatler örnek olması açısından bu şekilde belirlenmiştir. Belirtilen gün ve saatler kişiye göre değiştirilebilir ve yeniden düzenlenebilir.)

Enise’nin örnek zaman planı:

 

2. Basamak: Ders Çalışmak İçin Oluşturduğunuz Zaman Planında Kendinize Bir Dinlenme Günü Seçin.

Örnekteki öğrencimiz Enise’nin zaman planı yukarıdaki gibiydi. Fakat her gün ders çalışmak doğru değil. Bu nedenle haftanın bir ya da iki gününü dinlenmek ya da arkadaşları ile zaman geçirmek, sinemaya gitmek, akraba ziyaretinde bulunmak gibi faaliyetlere ayırmalıdır. Çünkü vereceği bir günlük ara Enise’yi hem dinlendirecek hem de rahatlatacaktır (Kaygısını azaltacak, sosyal doyum sağlayacak, hayattan kopmayacak.) Enise merkezi ortak sınava da hazırlandığı için kendine bir günlük bir dinlenme günü seçti ve dinlenme günü olarak da çarşambayı belirledi. Belirlenen dinlenme gününde dersle ilgili hiçbir faaliyet yapılmamalı ve zihin tamamen boşaltılmalıdır. (Bu gün ve saatler örnek olması açısından bu şekilde belirlenmiştir. Belirtilen gün ve saatler kişiye göre değiştirilebilir ve yeniden düzenlenebilir.)

Enise’nin örnek zaman planı:

  

3. Basamak: Ders Çalışmak İçin Oluşturduğunuz Zaman Dilimini Planlayın

Bu basamakta öğrenci ders çalışmak için ayırdığı zaman dilimini ders ve dinlenme saatlerine bölerek içeriği somutlaştırmalıdır. Ders çalışma süresi için yaygın kanı 30 ile 50 dakika arası iken dinlenme için bu süre 10 ile 20 dakika arası olarak karşımıza çıkmaktadır. Enise isimli öğrencimizin örnek zaman planı üzerinden gidersek aşağıdaki gibi bir tablo ortaya çıkmaktadır.

 

4. Basamak: Ders Çalışmak İçin Oluşturduğunuz Zaman Planına Dersleri Yerleştirin.

Bu basamakta oluşturulan detaylı zaman planına dersin yapısına, konu ağırlığına ve ihtiyacınıza göre dersleri yerleştirmelisiniz. Öğrencimiz Enise Matematik, Fen ve Teknoloji ve Yabancı Dil dersinde çalışmaya daha çok ihtiyaç duyuyor varsayalım. Bu durumda aşağıdaki gibi bir plan yapabilir.  

5. Basamak: Haftalık Ders Çalışma Planına Göre Dersler İçin Dönemlik Konu Akış Planı Yapın.

Haftalık çalışma planı sizin hangi derse ne kadar zaman ayıracağınızı gösterir. Fakat ne yapacağınızı somutlaştırmaz. Bu nedenle çalışma planına göre her ders için dönemlik bir konu akış planı yapmalısınız. Bu, o ders için hangi gün, ne çalışacağınızı (hangi konuyu) belirler.

Daha önce Enise adlı öğrencimiz için yaptığımız plan üzerinden gidelim. Enise için 2015-2016 eğitim öğretim yılı 1. merkezi ortak sınavları için Fen ve Teknoloji dersi konu akış planı yapalım. Enise, Fen ve Teknoloji dersi için salı, cuma ve pazar günlerini belirlemişti. Enise Fen ve Teknoloji dersi için haftalık 3 saat ayırmıştır.

Diyelim ki bugünün tarihi 1 Eylül 2015 olsun. 2015-2016 eğitim öğretim yılı için 1. merkezi ortak sınav Fen ve Teknoloji oturumu 26 Kasım 2015 tarihinde gerçekleşecek. Bu haliyle sınava 12 hafta kalmış oluyor. Yani Enise Fen ve Teknoloji dersi için 1. merkezi ortak sınava kadar toplam 36 saat (3 saat x 12 hafta) zaman ayırmış olacaktır.

Fen ve Teknoloji dersi 1. merkezi ortak sınavı konuları aşağıdaki gibidir:

a. Hücre Bölünmesi ve Kalıtım

  • Mitoz Bölünme
  • Kalıtım
  • Mayoz Bölünme
  • Eşeyli Üreme
  • DNA ve Genetik Kod
  • Genetik Mühendisliği
  • Biyoteknoloji
  • Mutasyon
  • Modifikasyon
  • Adaptasyon ve Evrim

b.Kuvvet ve Hareket

  • Sıvıların Kaldırma Kuvveti
  • Yoğunluk

1. merkezi ortak sınavda çok konu yoğunluğu yoktur. Enise 1 Eylül 2015 tarihi itibariyle çalışmaya başlayacağı için öncelikle bir sonraki sayfada tabloda yaptığımız gibi dönemlik bir çerçeve plan formatı oluşturmalı. Ardından Fen ve Teknoloji dersinin 1. merkezi ortak sınava kadar olan konularının her birini tek tek içeriği, genişliği ve zorluğu gibi noktalardan ele alarak sınıflandırmalıdır. Konuları sınıflandırırken 40 dakikalık ders çalışma zamanlarını dikkate alarak yapmalı, yani bir anlamda konuları 40 dakikalık derslere bölmelidir.

Enise, sınıflandırdığı konuları birazdan oluşturacağımız tablo gibi bir tabloya aktararak Fen ve Teknoloji dersi için konu akış planını yapmış olacaktır. Akış planını yaparken konu tekrarı, konu testi, genel tekrar ve deneme sınavlarına da zaman ayırmaya dikkat etmelidir.

Enise’nin 1 Eylül 2015 tarihi itibari ile 26 Kasım 2015’te gerçekleşecek Fen ve Teknoloji dersi 1. merkezi ortak sınav konu akış planı aşağıdaki gibidir:

 

6. Basamak: Ders Çalışma Programına Sadık Kalın ve Olası Değişiklikler Konusunda Esnek Olun.

Belki de en önemli olan şey bu plana sadık kalmaktır. Başarı, bu programda ısrar ve devamlılıkla gelir. İlk zamanlar programa sadık kalmakta zorlanabilirsiniz ama ısrarlı ve sabırlı olursanız göreceksiniz bir süre sonra çalışmadığınızda rahatsızlık duyacaksınız. Başarı ancak böyle gelir.



Merkezi ortak sınavlar, çoktan seçmeli soru tekniğinin kullanıldığı sınav türüdür. Çoktan seçmeli soru öğrencilerin deyimiyle test soru tipi, bir soru kökü ve muhtemel cevaplardan oluşan bir yapıdır. Bu sınav türünde, öğrenci verilen açıklama ve soru köküne göre en uygun veya doğru cevabı seçer. Çoktan seçmeli testler soru kökü, seçenekler (cevap şıkları), anahtarlanmış cevap (doğru cevap) ve çeldiriciler olmak üzere soruyu oluşturan 4 öğeden oluşmaktadır. Merkezi ortak sınavlarda 4 cevap şıkkı bulunan sorular sorulmaktadır.

Çoktan seçmeli soru tekniği bilgi, kavrama, uygulama ve analiz düzeyindeki davranışlarla, değerlendirme düzeyindeki davranışların bazılarının ölçülmesini kolaylaştıran bir yapıdır. Fakat değerlendirme ve özellikle sentez düzeyindeki davranışları ölçmede yetersiz kalabilir.

Bu sınav türü, geniş konu yelpazesi olan ve fazla sayıda soru sormak istenen bir sınav için uygun bir sistemdir. Çoktan seçmeli sınav sistemi diğer sınav türlerine göre güvenirlilik açısından daha avantajlıdır. Bu nedenle LYS, KPSS gibi sınavlarda da bu sistem kullanılmaktadır.

Çoktan seçmeli sınav sistemi ile yapılan merkezi ortak sınavlar ile ilgili daha sonra detaylarını anlatacağımız belli başlı noktaları şöyle sıralayabiliriz:

o   Merkezi ortak sınavlarda 6 temel dersten toplam 120 soru sorulmaktadır.

o   Fen ve Teknoloji, Matematik, Türkçe, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, Yabancı Dil derslerinin her birinden 20 soru sorulmakta ve 40 dakika süre verilmektedir.

o   Yanlışlar doğruları götürmediğinden değerlendirme öğrencilerin yaptığı doğru sayısı üzerinden yapılır.

o   Bursa'da sınava yaklaşık 40 000 öğrenci girmektedir.

o   Değerlendirmede öğrenciler için bir başarı sıralaması oluşur. Buna yüzdelik dilim denmektedir. Öğrenciler bu yüzdelik dilimlere göre okulları tercih etmektedir.

o   İki aşamalı yapılan merkezi ortak sınavın kapsamı okul müfredatı ile doğru orantılıdır. Yani öğrencilere merkezi ortak sınavda sorulacak soruların konu ve kazanımları okullarda işlenmektedir.

o   Merkezi ortak sınavlarda sorulan sorular, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı'nın (TTKB) belirlediği kazanımlar çerçevesinde hazırlanmaktadır. Eğitim-öğretim döneminin başında her ders için açıklanan kazanımlara ait konuların ve bu kazanımlara ait soruların sınav takvimi doğrultusunda planlı şekilde çalışılması ve kazanımlara yönelik her gün belirli sayıda soru çözülmesi gerekmektedir.



1. Adım: Çalışacak Konuyu Parçalara Ayırın

Çalışılacak konu, kendi içinde parçalara yani alt başlıklara bölünmelidir. Örneğin T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük dersinin konulardan biri olan Kurtuluş Savaşı'nda Cepheler konusunu ele alalım. Konular şöyledir:

A.    Kurtuluş Savaşında Cepheler

a.    Doğu Cephesi

       i.    Ermeni Meselesi ve Ermenilerle Yapılan Mücadele

       ii.    Gümrü Antlaşması 3 Aralık 1920

      iii.    Batum Antlaşması 23 Şubat 1921

b.    Güney Cephesi

     i.    Kurtuluş Savaşı ve İtalyanlar

     ii.    Doğu Trakya'nın İşgali ve Kurtuluşu

c.     Batı Cephesi

     i.    1. İnönü Savaşı 6-10 Ocak 1921

     ii.    Londra Konferansı 23 Şubat-12 Mart 1921

     iii.    Türk-Afgan Dostluk Antlaşması

     iv.    Moskova Antlaşması 16 Mart 1921

     v.    İstiklal Marşının Kabulü

     vi.    2.  İnönü Savaşı 23-31 Mart 1921

     vii.    Kütahya-Eskişehir Savaşları 10-24 Temmuz 1921

     viii.    Mustafa Kemal Paşa'nın Başkomutan Olması 5 Ağustos 1921

Kurtuluş savaşında cepheler konusunu Doğu, Güney ve Batı Cephesi olmak üzere üç alt parçaya ya da alt konuya ayırabiliriz.

 

2. Adım: Önce Alt Konuyu Çalışın ve Kendinizi Ölçün

İkinci adımda belirlediğiniz alt konu ile ilgili konu hazırlığı yapın. Ardından alt konu ile ilgili test çözün. Test sonucunda yanlış yapılan soruları ve sorulara ilişkin konuları tespit edip o konuları yeniden çalışın.

Yukarıda açıkladığımız sistemi aşamalandırarak örnekle somutlaştırırsak:

Doğu Cephesi Konu Hazırlığı

Doğu Cephesi Test Çözümü

Yanlış Cevaplanan Soruların ve Anlaşılmayan Konularının Tespiti

Doğu Cephesi Eksik Konuların Tekrar Edilmesi

Doğu Cephesi ile ilgili Yeni Test Çözümü         .

Güney Cephesi alt konusuna geçiş

Diğer alt konular da aynı sistemle çalışılmalı...

 

3. Adım: Ana Konunun Genel Tekrarını Yapın ve Test Çözün

Üçüncü adımda tüm alt başlıklar bittikten sonra ana konuyu genel tekrar yapıp ana konuya ilişkin genel test çözümü yapılmalı. Burada ana konunun test çözümünden sonra yanlış cevaplara ilişkin alt konular yeniden tekrar edilmeli sonra yeni ana konuya geçilmeli.



Bu soru tipinde hazırlanan sorular genellikle bilgiyi isteyen ve arayan sorulardır. Cevap kesinlik içerir ve başka bir cevap soruyu karşılamaz. Yorumlama, ilişkilendirme gibi bilgiyi kullanma becerisi istemediğinden kişinin direkt saf bilgisine başvurur. Özellikle tanım istenen konularda sıklıkla kullanılır.

Bu soru tipi genellikle tanım ve sonuç gerektiren konulara uygundur. Bu nedenle hacim olarak birkaç satır olabildiği gibi uzun bir paragrafta şeklinde de karşımıza çıkabilir. Soru kökü genellikle “…hangisidir? …nedir? …söylenmez?” gibi kesinlik ifade edecek şekilde biter. Merkezi ortak sınavlarda tüm derslerde örneğine rastladığımız bu soru tipi çeşitli şekillerde karşımıza çıkmaktadır. 

Yandaki 2014 Merkezi Ortak Sınav Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi sorusu buna örnek verilebilir. Soruda bir tanım verilmiş ve bu tanımın cevabı aranmış. Soruyu hazırlayan kişinin istediği öğrenme, öğrencinin kaza tanımını bilmesidir. Soruyu soran kişi “Kazanın tanımı aşağıdaki şıklardan hangisinde doğru verilmiştir?” olarak da soruyu sorabilir.

Bu soru tipi bir kavramı anlatmak, bulmak için kullanılabilir. Fakat cevap yine kesinlik içerir. 

 

Yandaki 2013 Merkezi Ortak Sınav Türkçe sorusu buna örnek verilebilir. “Sivrilmek” kelimesi kullanıldığı cümle içinde çeşitli anlamlara gelebilir. Soruyu soran kişi “sivrilmek” kelimesini “başkalarını geride bırakmak ve ün kazanmak” anlamında kullanılmıştır diyerek cevabı biricikleştirmiş ve kesin hale getirmiştir. Doğru cevap C şıkkıdır.

 

Bu soru tipinde bazen tanımları tatbik etmeniz ve sınamanız istenebilir.

Aşağıdaki 2015 Merkezi Ortak Sınav Türkçe sorusunu çözmek için söz sanatlarını bilmeniz ve örnek üzerinde uygulamanız gerekir. Doğru cevap A şıkkıdır.

                                                                       

Bu soru tipi bazen bir bilgi yığınının içinden birkaç bilgiyi ayırmanızı veya ilişkilendirmenizi isteyebilir. Fakat bu ayrım ya da ilişkilendirmede yorum yoktur cevap yine tek ve kesindir. Yandaki 2015 Merkezi Ortak Sınav Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi sorusu buna örnek verilebilir. Burada doğru cevap D şıkkıdır.

                                                                        

Bu soru tipi için öneriler:

  • Bu soru tipinde başarılı olmak için tanımları ezberlemenize gerek yoktur. Tanımı iyi anladığınızda bu soruların çözümü kolay olur. Çünkü soruda ya tanım ya da tanımı kolaylaştıracak ipuçları vardır.
  • Bu soru tipi kesin cevap gerektirdiğinden çeldirici şıklar az kullanılır. Bu nedenle ikilemde kalmanın nedeni genellikle bilip bilmemektir.
  • Bu soru tipi tüm derslerde kullanılır ama Türkçe, Fen ve Teknoloji, T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ile Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde daha ağırlıklı olarak kullanılır.

 

 



Merkezi ortak sınavdan önce uygulanan sınavlarda kesin ve tek cevaplı soru tipleri çokça kullanılırdı. Bu sistemde öğrenci bir konuyu biliyorsa soruyu cevaplayabilir bilmiyorsa cevaplayamazdı. Bu sistem öğrencileri ezbere sürüklerdi ve öğrencinin bilgiyi bilme becerisini merkeze almaktaydı.

Merkezi ortak sınav sistemi ise öğrencinin sadece bir bilgiyi bilmesini değil; bu bilgiyi analiz etmesini, sentezlemesini, yorumlamasını ve ayırt etmesini beklemektedir. Yani öğrencinin bilgiyi kullanma becerisi daha ön planda olduğundan ezbere dayalı sistemden uzaktır. Bu nedenle sınava hazırlanan öğrenciler hazırlık yaparken bilgiyi öğrenmenin yanında bilgiyi sentezleme, analiz etme ve ilişkilendirme gibi becerilerini geliştirecek şekilde sınava hazırlanmalıdır.

Merkezi ortak sınav sisteminde başarılı olabilmek için bilgiyi ezberlemek yerine iyi anlamak önemlidir. Eski sistemde soruya ilişkin bilgi az verilirdi. Fakat yeni sistemde sorunun çözümüne ilişkin metinler daha geniş ve çeşitli verilmektedir. Bu durum, bazen sorunun konusuna ilişkin istenilen bilgi düzeyine sahip değilken bile verilen ipuçları üzerinden mantık yürüterek doğru cevaba ulaşabilmeyi sağlamaktadır.

Merkezi sınav sisteminin en avantajlı yanlarından biri ise artık her soru metninin grafik, tablo, şekil, örnek olay vb. yollarla somutlaştırılmasıdır. Bu durum soruyu ve soruda isteneni anlamanızı kolaylaştırmaktadır.



Kaygı; stres yaratan bir uyaranla karşı karşıya kaldığımızda davranışsal, fiziksel ve zihinsel olarak yoğun bir uyarılma durumudur. Kaygı insanoğlunun yaşadığı en doğal, en temel duygulardan biridir.

Kaygı duygusunun temel özellikleri;

  • Kaygı temelde kişiye rahatsızlık veren olayın kendisinden değil olayın kişi için taşıdığı anlamdan kaynaklanmaktadır. Mesela sınav kaygısı,  sınavın kendisinden değil öğrencinin sınava yüklediği anlamdan kaynaklanır. Başaramama korkusu, ailesini hayal kırıklığına uğratma vb. durumlar örnek olarak gösterilebilir.
  • Kaygı genellikle olumsuz ve yaşanmaması gereken bir duyguymuş gibi algılansa da doğal ve birçok açıdan gerekli bir duygudur. Örneğin çalışma isteğinin oluşabilmesi için bir miktar kaygı gereklidir.

  • Kaygı kısa süreli ve uzun süreli olabilir. Süresi kişiden kişiye göre değişebilir. Fakat sürekli hale gelmesi çeşitli psikolojik rahatsızlıkların oluşmasına neden olabilir. Kaygı bozuklukları ve depresyon bu duruma örnek verilebilir.
  • Kaygının yaşanma yoğunluğu hafif bir tedirginlik duygusundan panik derecesine kadar değişebilir.
  • Kaygı her yaş düzeyinde yaşanabilen bir duygudur.
  • Kaygının nedeni çevresel etkenler olabildiği gibi kalıtımsal nedenler de olabilir. Uygun çevresel koşullar oluşsa bile kişinin kalıtımsal yatkınlığı yüksek kaygı nedeni olabilir.
  • Kaygı çoğunlukla gelecekte yaşanma ihtimali olan durumlara yüklenen anlamlar sonucu oluşur. Düzenli ders çalışan bir öğrencinin 6 ay sonraki merkezi ortak sınav için başarılı olamama duygusunu yaşaması örnek gösterilebilir.
  • Kaygı bir durumun öncesinde, esnasında veya sonrasında ortaya çıkabilir. Bu durum olayın kendisine ve olayı yaşayan kişiye göre değişiklik gösterebilir. Bazı öğrencilerin kaygısı sınavdan önce daha yüksek iken bazılarının ise sınav esnasında daha yüksek olabilir.
  • Kaygının şiddeti, dozajı, yaşanma biçimi, etkileri ve sonuçları kişiye özeldir. Yani kişiden kişiye göre değişiklik gösterir.
  • Kaygı düzeyinin çok düşük veya çok yüksek olması ile öğrenme, motivasyon, bellek ve dikkat arasında ters orantılı bir ilişki vardır. Kaygısı çok yüksek olan bir bireyin öğrenme kapasitesi ve bilgiyi kullanabilme becerisi büyük oranda düşer.
  • Belli bir düzeyde hissedilen kaygı etkili öğrenme süreçleri için gereklidir. Çünkü hissedilen bu kaygı kişide eksiklik duygusu yaratacağından çalışma isteğinin temelini oluşturacaktır.
  • Dikkat ile kabul edilebilir kaygı arasında güçlü bir ilişki vardır. Kaygısızlık ve yüksek kaygı dikkat ve konsantrasyon sorunlarına neden olurken kabul edilebilir kaygı kişinin bir duruma motive olmasının ve dikkat kesilmesinin temelini oluşturur.
  • Kaygı yaşamın ilk yılları olan çocukluk, ergenlik ve gençlik dönemlerinde daha sık ve nedensel olarak çeşitlilik arz eden bir yapıda yaşanır.
  • Kaygının nedeni her zaman somut bir durum olmayabilir. Bazen bir duruma ilişkin duygusal ve düşünsel süreçler gibi soyut durumlar da kaygının nedeni olabilir.  


a. Yetersiz ve dengesiz uyku: Uzun saatler uyumak, az uyumak, uygun olmayan ortamda uyumak ve farklı saatlerde uyumak - uyanmak yetersiz ve dengesiz uyumanın en temel göstergeleridir. Uykunun dikkat, bellek ve öğrenme ile çok güçlü bir ilişkisi vardır. Yetersiz öğrenme, dikkat ve bellek sorunları da kişide kaygıyı yükselten unsurlardır.

b. Yetersiz ve dengesiz beslenme: Yeterli ve dengeli beslenmeyi kişinin karbonhidrat, protein, vitamin ve yağ dörtlüsünü dengeli bir şekilde, uygun miktarlarda ve öğün atlamadan tüketmesi olarak tanımlayabiliriz. Bu noktada yetersiz ve dengesiz beslenme aynı zamanda biyolojik etkileri de olan kaygıyı yoğun derecede etkiler.

c. Spor yapmama veya aşırı fiziksel aktivite: Fiziksel olarak aşırı hareketsizlik ne kadar sağlıksızsa aşırı hareketlilik de o kadar sağlıksızdır. Fiziksel aktivite endorfin salgılanmasına yardımcı olduğu için mutsuzluğun ve gerginliğin azalmasını sağlar. Spor yapan bireyler endişe, kaygı, kuruntu gibi duyguları kontrol altına alırlar. Öte yandan spor doğru beslenmenin de önünü açtığı için baş ağrısı, halsizlik, hareketsizlik gibi fizyolojik dışavurumları da önler. Zihinsel uyanıklılığı tetikleyen spor; bireyde stresi azaltır, hafızayı güçlendirir, konsantrasyonu olumlu etkiler, kaliteli uykuya zemin hazırlar ve depresyon riskini azaltır.

d. Yetersiz dinlenme: Yetersiz dinlenme başta biyolojik rahatsızlıklar olmak üzere birçok sosyo-psikolojik problemlere zemin hazırlar. Özellikle sınava hazırlık sürecinde yetersiz dinlenen öğrencilerde ciddi kaygı, öğrenme, bellek, dikkat ve duygu durum sorunları yaşanabilmektedir.

Dinlenmek deyince insanların aklına genellikle hiçbir şey yapmamak veya uyumak gelir. Dinlenmek kendi içinde aktif ve pasif olmak üzere ikiye ayrılır. Aktif dinlenme, kişinin yorgunluğa neden olan durumdan uzaklaşmasını sağlayabilecek başka bir aktiviteye yönelmesidir. Ders arasında öğrencinin bulmaca çözmesi veya fiziksel egzersiz yapması aktif dinlenmeye örnek gösterilebilir. Pasif dinlenme ise bireyin bir aktiviteden bağımsız olarak zihnini ve bedenini dinlendirmesidir. Buna meditasyon ve nefes alma egzersizlerini örnek olarak gösterebiliriz. Dinlenmede esas olan;  bir günlük yaşam dilimi döngüsünde zihinsel ve fiziksel olarak iyi oluşu sağlayabilecek uygun zaman dilimlerini ve uygun süreyi kullanmaktır.

e. Asosyal yaşam veya aşırı sosyallik: Aşırı sosyal yaşam bireyin günlük zaman akışının büyük bir kısmını aktivitelere ayırmasıdır. Bu bireylerde çoğunlukla zaman yönetimi problemi yaşanabildiği gibi kaygı bozuklukları, konsantrasyon bozuklukları, isteksizlik, sorumluluklarını yerine getirmeme gibi sorunlar baş gösterir. Asosyal yaşam kişinin kendini sosyal yaşamdan soyutlamasıdır. Özellikle sınav dönemlerinde kendini sosyal yaşamdan çeken öğrencilerde depresyon eğilimi, yalnızlık, mutsuzluk gibi duygusal problemler yaşanabildiği gibi bir gruba ait hissedememe, ilişkilerde kopukluk gibi sosyal sorunlar da yaşanabilir. Bu bağlamda kişi sosyal yaşamını dengeli bir şekilde yaşamalıdır.

f. Yaşam döngüsünde zamanı uygun kullanamama: Yaşam döngüsünde kişinin bir günlük zaman dilimini doğru ve dengeli kullanabilmesi gerekir. Birey bir günlük zaman diliminde yapmak zorunda olduğu işler dışında beslenmesine, uykusuna, dinlenmesine, aile yaşantısına, arkadaşlık ilişkilerine, hobilerine, eğlenmeye ve kişisel yaşantılarına dengeli bir şekilde yer vermelidir. Bunlardan birinin hiç olmaması ya da eksik yapılması başta kaygı problemleri olmak üzere kişide depresyona, monotonluğa, strese, tükenmişliğe, motivasyon ve dikkat sorunlarına, ailevi ve sosyal ilişki problemlerine neden olabilir. 



1. Kaygının Fiziksel Belirtileri

  • Kalp atışları hızlanır.
  • Solunum sayısı artar.
  • Ellerde ve ayaklarda soğuma ya da ateş basması olur.
  • Mide bulanır, midede kasılma olur.
  • Ağız kurur.
  • Yüz, boyun, omuz, karın ve bel kaslarında gerginlik oluşur.
  • Uyku düzeninde bozulma olur.
  • Bağırsak hareketlerinde bozulma (İshal-kabızlık) olur.
  • Yorgunluk belirtileri oluşur.
  • Beslenme sorunları oluşur.
  • Kas gerilmesi ve kas ağrıları oluşur.
  • Baş ağrısı olur.
  • Sık idrara çıkma olur.
  • Ellerde ve ayaklarda titreme ve uyuşma olur.

2. Kaygının Duygusal Belirtileri

  • Endişe
  • Üzüntü
  • Sıkıntı
  • Korku
  • Acizlik duygusu
  • Başarısızlık duygusu
  • Gerginlik veya sinirlilik hali
  • Telaş ve panik
  • Şaşkınlık
  • İlgisizlik
  • Huzursuzluk
  • Güvensizlik

3. Kaygının Bilişsel Belirtileri

Fiziksel ve duygusal tepkilere bağlı olarak zihinsel süreçlerle ilgili de sorunlar yaşanır. Bunlar:

  • Dikkati toplamada güçlük
  • Unutkanlık
  • Düşünceleri organize edememe
  • Odaklanamama
  • Okuduğunu anlamada güçlük
  • Bellek sorunları (Bilginin deforme olarak ya da eksik geri gelmesi)
  • Olumsuz düşüncelerin kendini tekrar etmesi
  • Öğrenmede yetersizlik
  • Öğrenilenleri aktaramama
  • Felaket yorumları
  • Kendini aşırı derecede gözleme-dinleme-eleştirme
  • Konsantre olamama
  • Organize olamama

4. Kaygının Davranışsal Belirtileri

  • Öfke davranışları
  • İnatlaşma
  • Ders çalışmayı bırakma
  • Ders çalışmayı erteleme
  • Sınavlara girmeme
  • Okula gitmeme
  • Bahane üretme
  • Ortamdan uzaklaşma
  • Şakaya vurma (Gerçeği inkâr etme)
  • Yön değiştirme (Başka bir aktiviteye yönelme)
  • Aşırı hayal kurma

5. Kaygının Sosyal Belirtileri

  • Aileden uzaklaşma
  • Akranlarından uzaklaşma
  • Aşırı sosyalleşmek
  • Sosyal çekilme
  • Yalnız kalma isteği
  • Eğlenceye düşkünlük
  • Bilgisayar oyunlarına düşkünlük
  • Aşırı seyahat isteği
  • İletişim çatışmaları

 



Kişinin süreğen olarak sınav kaygısına maruz kalması çeşitli fizyolojik hastalıkların temelini oluşturabilir.

Kaygının en yaygın etkisini gösterdiği organ midedir. Yüksek ve süreğen kaygı; ülser, gastrit ve mide kanaması gibi problemlere neden olabilir.

Yüksek ve süreğen kaygı kişide kısa ya da uzun süreli uyku problemlerine neden olur. Uyku kalitesini ciddi anlamda bozan kaygı süreğen hale geldiğinde uyku bozukluklarına neden olabilir.

Kaygının diğer bir etkisi ise beslenme alışkanlıklarına ve beslenmeye bağlı fizyolojik sağlığa olan etkisidir. Biraz açarsak sınav hazırlık sürecindeki yüksek kaygı,  yetersiz ve dengesiz beslenmeyi tetikler. Bu da bağırsak ve mide problemlerine neden olabilir.

 Kaygının yüksek ve süreğen olması, süreğen kas ağrılarına ve kas spazmlarına neden olabilir. 



  1. Yeterli ve dengeli uyku 

  • Uyku süresi ve kalitesi kişiden kişiye göre değişir. Fakat
  • ortalama uyku süresi 7-8 saattir. Bu saatten az veya çok uyumamaya dikkat edilmelidir.
  • Uyku süresinden çok uykunun kalitesi önemlidir. Bu nedenle uyku kalitesini artırıcı önlemler alınmalıdır. Uyku öncesi odanın iyi havalandırılması, ısının oda sıcaklığı düzeyinde tutulması (22 derece), tamamen karanlık bir ortamın sağlanması, doğru yatak tercihi vb. bu önlemlere örnek olabilir.
  • Gün içerisinde kahve ve çay tüketimine dikkat edilmeli ve uyumadan 2-3 saat önce yiyecek ve içecek tüketimi sonlandırılmalıdır.
  • Mümkün olduğunca aynı saatte uyuyup aynı saatte uyanmaya çalışmak doğru biyolojik alışkanlıkların da temelini oluşturur.
  • Düzenli fiziksel aktivite yapmak kaliteli uykuya olumlu etki eder.
  1. Yeterli ve dengeli beslenme
  • Yeterli beslenmenin ilk aşaması öğün atlamamaktır.
  • Yemek saatleri gün içerisinde sabit olmalıdır.
  • Gün içerisinde abur cubur ve ağır yiyeceklerden uzak durulmalıdır.
  • Günlük olarak süt ve süt ürünleri grubu, tahıl grubu, sebze ve meyve grubu, et, yumurta ve kuru baklagiller grubundan yiyecekler yeterli ve dengeli düzeyde tüketilmelidir.
  • Gün içerisinde yeterli sıvı tüketilmelidir. (2-3 lt su)
  • Vitaminler depolanmadığı için günlük alınmalıdır ve bu nedenle meyve tüketimine önem verilmelidir.
  • Tüm yiyecek gruplarından doğru miktarlarda, doğru sürede ve doğru şekilde yemeye dikkat edilmelidir.
  1. Yeterli ve dengeli fiziksel aktivite
  • Sınava hazırlanan gençler zamanının büyük kısmını derse ayırmaktadır. Oysaki bu davranış onların pek çok açıdan performansını düşürür.
  • Fiziksel olarak aşırı hareketsizlik ne kadar sağlıksızsa aşırı hareketlilik de o kadar sağlıksızdır. Kişi bu süreçte doğru sürelerde ve doğru zaman aralıklarında uygun sportif aktiviteyi tercih etmelidir. Mümkünse fiziksel aktivite profesyonel yardım alarak yapılmalıdır.
  • Fiziksel aktivite endorfin salgılanmasına yardımcı olduğu için mutsuzluğun ve gerginliğin azalmasını sağlar. Bu nedenle özellikle sınava hazırlık sürecinde yapılacak fiziksel aktiviteler sizi rahatlatmada önemli bir yere sahip olacaktır.
  • Doğru ve yeterli fiziksel aktivite, doğru beslenme ve kaliteli uykunun önünü açmaktadır.
  • Öte yandan spor doğru beslenmenin de önünü açtığı için baş ağrısı, halsizlik, hareketsizlik gibi fizyolojik rahatsızlıkları da önler.
  • Fiziksel aktivite hafızayı güçlendirir, depresyon riskini azaltır, stresi önler, zihinsel uyanıklığı sağlar, unutmayı önler, endişe, kaygı, kuruntu gibi duyguların kontrolünü kolaylaştırır.
  • Bedensel olarak kendini güçlü hissetmek ruhsal anlamda da kendini güçlü hissetmeyi sağlar. Ruhsal dayanıklılık da sınav kaygısıyla baş etmede gereklidir.
  1. Yeterli dinlenme

Dinlenmek deyince insanların aklına genellikle hiçbir şey yapmamak veya uyumak gelir. Dinlenmek kendi içinde aktif ve pasif olmak üzere ikiye ayrılır. Aktif dinlenme, kişinin yorgunluğa neden olan durumdan uzaklaşmasını sağlayabilecek başka bir aktiviteye yönelmesidir. Ders arasında öğrencinin bulmaca çözmesi veya fiziksel egzersiz yapması aktif dinlenmeye örnek gösterilebilir. Pasif dinlenme ise bireyin bir aktiviteden bağımsız olarak zihnini ve bedenini dinlendirmesidir. Buna meditasyon ve nefes alma egzersizlerini örnek olarak gösterebiliriz. Dinlenmede esas olan  bir günlük yaşam döngüsünde zihinsel ve fiziksel olarak iyi oluşu sağlayabilecek uygun zaman dilimlerini ve uygun süreyi kullanmaktır.

  1. Kontrollü sosyal yaşam
  • Sınav hazırlık sürecinde aşırı sosyal yaşam ne kadar zararlıysa asosyal yaşam da o kadar zararlıdır.
  • Bir günlük yaşam döngüsünde kişi kendine, ailesine ve akranlarına zaman ayıracak şekilde planlama yapmalıdır.
  • Sınava hazırlanan birey özellikle sosyal hayat aktivitelerinde seçici olmalı ve “hayır” diyebilmelidir.
  • Doğru sosyal yaşantı stresi azaltır, hayat monotonluğunu, tükenmişlik hissini, aile ve diğer ilişkilerdeki kopmaları önler.
  1. Yaşam döngüsünde zamanı doğru yönetme
  • Sınava hazırlanan gençler yaşam döngüsünde uyku, beslenme, dinlenme, sosyal ilişkiler ve sosyal yaşamı ile sınava hazırlık sürecini günlük ve haftalık olarak planlamalı;  hepsine dengeli bir şekilde yer vermelidir.
  • Bunlardan birinin eksik olması ya da hiç olmaması kişinin başta kaygı problemleri olmak üzere depresyon, monotonluk, stres, tükenmişlik, motivasyon ve dikkat sorunları, ailevi ve sosyal ilişki problemleri yaşamasına neden olabilir. 


Nefes ve gevşeme egzersizleri bedenimizdeki gerilimden sistematik bir şekilde kurtulmayı sağlamaya yardımcı olan alternatif tekniklerdir. Bu teknikler çeşitlilik arz etmesine rağmen yaygın olarak kullanılan tekniklere aşağıda değinilmiştir.

Nefes ve gevşeme egzersizleri sınav hazırlık sürecinde, sınav esnasında ve sınavlardan sonra kullanılabilir. Bunu biraz açarsak nefes ve gevşeme egzersizleri; öğrenme, dikkat, bellek, odaklanma, düşünceyi organize etme gibi süreçlere katkı sağlar.

 Dikkat, öğrenme, bellek ve motivasyon sorunlarının çözüm sürecinde bedenimizin neresinde en çok gerilim taşıdığımızı fark edip, bu kasları gevşetmemiz önemlidir.  Ayrıca nefes ve gevşeme egzersizleri sadece yaşam içerisinde karşılaştığımız gerginliklerde değil; kendinizi daha iyi hissedebilmek için de kullanabileceğimiz tekniklerdir. 



Bedeni gevşetebilme yolundaki ilk adım nefesi kontrol etmektir. Nefes egzersizi, özellikle fizyolojik gerginliklerin (Mide bulantısı, titreme, nefes darlığı vb.) giderilmesi için kullanılan ilk yöntemlerden biridir.

Kaygı başladıktan sonra bedenin yeniden rahatlama haline gelebilmesi ve odaklanmayı sağlamak için 20 dk gereklidir. Bu nedenle sınavlardan 10-15 dk önce nefes egzersizinin yapılması kaygının fizyolojik belirtilerini önlemek için yararlıdır.

Doğru nefes alma üzerine olan bu tekniği, aşağıdaki adımları izleyerek yapabilirsiniz.

  •      Sağ elimizi göğsümüze sol elimizi karnımızın üzerine yerleştirelim.
  •      Burnumuzdan nefes alıp (İçimizden 4?e kadar sayıp) 4 saniye bekleyip aldığımız nefesi ağzımızdan (İçimizden 4?e kadar sayıp) yavaşça verelim.
  •      Nefes alıp verme sırasında eğer göğüs kafesimiz (sağ elimiz) hareket ediyorsa yanlış nefes alıyoruz demektir.
  •      Nefes alırken sadece şuna dikkat edelim: Nefes aldığımızda karnımız şişecek (sol el hareket edecek) nefesimizi tuttuğumuz sürece şiş kalacak ve verirken de içeriye doğru hareket edecek.